
Bir sabah kahveni hazırlarken fark ettin mi?
O tanıdık kavrulmuş kahve kokusu artık eskisi kadar canlı değil.
Koku duyusu, gençliğimizin fark etmeden en çok kullandığımız süper güçlerinden biri — ve yaşlandıkça sessizce solmaya başlıyor.
Sessiz sesiz Azalma: Presbyosmia
Tıpta bu duruma presbyosmia deniyor.
Yaş aldıkça burnumuzun içindeki koku reseptörleri yavaş yavaş azalıyor, sinir hücrelerinin yenilenme hızı düşüyor.
Sadece burnumuz değil, beynimizin koku sinyallerini işleme biçimi de değişiyor.
Sonuçta bir zamanlar bizi anında çocukluğumuza götüren bir koku, artık sanki uzaktan, puslu bir hatıraya dönüşüyor.
Koku Beynin Derinlerinde
Koku duyusu, beynin duygular ve hatıralarla ilgili bölgeleriyle doğrudan bağlantılı tek duyu.
Bu yüzden bir kokunun bizi geçmişe ışınlaması tesadüf değil.
Ancak araştırmalar, yaşlanmayla birlikte bu bağlantıların zayıfladığını, özellikle de Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklarda erken belirti olarak ortaya çıkabileceğini gösteriyor.
Kısacası, koku kaybı sadece burnumuzla değil, beynimizle de ilgilidir.
Duyuların Bakımı
İyi haber şu: Koku duyusu tamamen kaybolmaz, ama ihmal edilirse körelir.
Tıpkı kaslarımız gibi, beyin ve koku sinirleri de uyarıldıkça canlı kalır.
Araştırmalar, farklı kokulara maruz kalmanın —örneğin lavanta, limon, karanfil, okaliptüs gibi doğal aromalarla yapılan düzenli koku egzersizlerinin— duyusal sinirleri aktif tutabileceğini gösteriyor.
Hafızamız Burnumuzdadır
Kokular, hayatımızın görünmez arşivleridir.
Bir çorbanın buharında, eski bir kitabın sayfalarında, bir sevdik kokusunda geçmişin izleri yaşar.
Yaşlandıkça burnumuzun sessizliğine teslim olmak yerine, o arşivi canlı tutmak mümkün.
Her gün burnumuza yeni bir hikâye okutmak, beynimize taze bir hatıra kazandırmak demektir.
Abaka Talks’a göz attığınız için teşekkür ederim.
Yeni yazılarımı kaçırmamak ve bu yolculuğa birlikte devam etmek için ücretsiz abone olabilirsiniz.